Kategoriler


SON YORUMLAR
C€rßeRuS
yeni kaydoldum üniversiteye.. hazırlık sınıfından başlayacağım.. bilgisayar mühendisliğinin iş imkanı konusunda tereddütlerim vardı ve açıkçası ne iş yaptıklarından emin değildim.. çok açıklayıcı ve güzelllll bir paylaşım olmuş teşekkürler ^_^ yalnız üniversitenin öneminden bahsetmemişsiniz keşke değinseydiniz..
emre
muhteşem hocam
Özcan
Herşey dışardan bakıldığı gibi olmasa gerek artı askerde disiplin olmassa vay o vatanın milletin haline:)
xxx
cahil cühela yazan arkadaş, dayakla mühendisliğin ne alakası var??????
@imdat
dayağın azı çoğu olmaz, kimi insan bir tokatla yere düşer kimini kırbaçlasan birşey olmaz. bu şekilde düşünmeniz çok yanlış. bayan olduğunuzu söylemişssiniz yarın evlendiğinizde kocanız size ayar olsun diye tokat atmaya başlarşa eminim itiraz etmezsiniz. önce ufak bir tokat, sonra yumruk sonra hastanelik... bu işler böyle başlar şiddete tolerans olmaz. bu arada askerde işten çıkmak olmaması daha kötü, dayak yiyorsunuz ve ayrılamıyorsunuz bile... kimsenin kimseyi ezmeye hakkı yok ne özel sektörde ne devlette ne askerde... ufak bir tokat bile olmamalı hatta bağırış çağırış bile olmamalı, bağırmadan iş yapılamıyor mu?
cahil cühela
17 yaşındaki çocuğun lafına bakıyorsunuz, üstelikte bayan, geçin bunları ya ağzı olan konuşuyor ne askerlik yapmış ne dünyadan haberi var ana baba ekmeği yiyip yatmış bol keseden sallıyor. Sen dayağı bırak ağzına bir tokat patlatsalar suratın dağılır. İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır. Kimse kimseye hiçbir hakla vuramaz askerler oraya vatan hizmeti yapmaya gidiyor, kendini bilmezlerin dayak atıp ezikliklerini giderme aracı olmaya değil. Utanmaz şey defol git. Yarın senin gibiler tanklara selamda durur. Senden mühendis falan olmaz.
imdat
allahım yarabbim hiç yazdıgımın tamamını okumuyomusunuz ?bende zaten bu koşulların komutanların ssuçu diyorum ama dövmede elbet olacak buna en basıt örnegini veriyim bir anne vaya baba çocugunu büyütürken mutlaka dövmüştür döveöeyen de vardır ama mutlaka bir tokat dahi olsa vurmuştur öyle değilmi ?benim dövmeden kastımda bu .yoksa ben demiyorumki komutanlar askerin agzını burmunu kırsın yerlerde süründürsün bu zaten insanlık dışı birsey ben yorumumda bunu doğru karşılamadıgımıda yazmıştım ama okudugunu anlayamayan insanlar hemen yazdırdıklarımı saptırmayı başarmışlar.bir arkadaşta benim mantıgıma göre özel sektörde de dayak olsun demiş ama biraz kendisi mantıgını yorarsa yazdıgının biraz saçma oldugunu anlayabilir özel sektörde patronla sorun yaşayan bir eleman işten çıkarılabilir ama askeriyede kışladan atmak gibi bir şey olamaz.ayrıca yüzlarce askerin bir komutana saygı duyabileceğinide hiç düşünmüyorum .birisi 12 eylülün çocukları falan filan yazmış açıkçası ergenekona senin kadar ilği duymuyorum işim gücüm yok birde açık iddanemeyi okuycam.haaa sen merak etme bizim gibi cahil cühelalarla bu memleket ilerler sen rahat ol.
ceyhun
eklemeyi unuttum askerlikte yaşatılan baskı/travma olaylarına sivil hayatta mobbing diyorlar. gereksiz olaylar. bir de bizim paramızla bizim insanımıza yapıyorlar, özel sektörde olsa neyse ama burası sonuçta devlet kurumu.

Bilgisayar Mühendisleri
Yardım derneği

Bilgisayar Mühendisleri Portalı

Motivasyona inanmıyorum!
Motivasyona hayır!

Dünyanın en çok satan iş kitaplarının yazarı Jim Collins, ‘İyiden Mükemmel Şirkete’ adlı kitabında bin 500 şirket arasından bulunan 11 mükemmel şirketin ve liderlerinin özelliklerini anlatır. Collins’in kitabıyla ilgili olarak Hürriyet İK’da birkaç yazı yazdım. Kitapta dikkatimi çeken ‘motivasyon’ konusunu ise Yenibir.com’a sakladım.

Collins kitabında, şirketlerde yapılan ‘motivasyon’ uygulamalarının gereksiz ve anlamsız olduğunu söylüyordu. Çünkü mükemmel şirketlerin hiçbirinde çalışanları motive etmek için eğitimler, toplantılar, özel projeler, yüklü ücret paketi uygulamaları yoktu.

Collins’in ‘bilimsel’ sonuçlarıyla benim ‘gözlemsel’ fikirlerim birbirini tuttuğu için bu yazıyı yazma gereği doğdu. Çünkü ‘ben motivasyona inanmıyorum’. Takım çalışmasına da inanmıyorum ama o ayrı bir yazı konusu. Çünkü üzerine bir yazının ötesinde kitap yazılacak kadar önemli bir konu. 

Motivasyona inanmıyorum

Motivasyona inanmıyorum, çünkü içinde üretme arzusu olan, sevdiği ve inandığı işi yapan hiç kimsenin motivasyona ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Nasıl bir insana ‘zorla aşık olamazsanız’, bu içinizden gelen bir duyguysa, çalışmak ve üretmek de aynısıdır. İnsanı motive eden şey içinde var olan üretme arzusudur. İçinde üretme arzusu olmayan amaçsız insan da filozof Ayn Rand’ın da söylediği gibi “En sefil insandır”.

Motivasyona ihtiyacı olanlar, kendisine uygun olmayan bir işi yapan ya da yapmak zorunda kalan kişilerdir. Ancak onlara ne yaparsanız yapın yine de motive olmayacaklardır. Çünkü temel baştan yanlış atılmıştır. Bozuk temele sağlam bina yapamazsınız. 

‘Mutsuzluk virüsü’ taşıyan mesihler

Bunlar dışında bir de hangi işi yaparsa yapsın şikayet etmek, bahane
üretmek zorunda olanlar vardır. Hak etmediği şeyleri elde etmek için
sürekli ricacı olurlar, merhamet dilenirler, bedavadan yaşamak isterler.
Üretimine katkıda bulunmadıkları şeyleri paylaşmak isterler.
Paylaşmayanları bencillikle ve aç gözlülükle suçlarlar. İnsanların içindeki
iyiliği sömürmek üzere yaşayan sülüklerdir onlar.

Bu arkadaşlar ‘mutsuzlukla mutlu olan’, hayata dair hiçbir olumlu düşünce
üretemeyen, ‘mutsuzluk virüsünü’ aleme yayan mesihlerdir. İşin garibi
bunlar virüs yaymada son derece başarılıdır. Çünkü insan beyni iyiyi değil
kötüyü tercih etmeye programlanmıştır.

Kötü para iyi parayı kovar

İktisat okuyanlar Gresham Kanunu’nu bilir. Gresham, “kötü para iyi parayı kovar” der. Sir Thomas Gresham, İngiltere’de I. Elizabeth döneminde (1500’lü yıllar) kraliçenin mali danışmanlığını yapmıştır. Ekonomide, altın ve gümüş paralar dolaşımdayken, gümüş paranın (kötü para), altın parayı (iyi para) dolaşımdan çıkarması üzerine bu kanunu ortaya atmıştır. Daha teknik anlatımla; “Nispi nominal değeri aynı, külçe değerleri farklı iki madeni paradan, külçe değeri yüksek olan dolaşımdan çekilir”.

Bu kanun yalnızca ekonomi için değil, tüm hayatımız için geçerlidir. ‘Mutsuzluk virüsünü’ yayanların bu derece başarılı olmasının, patronların, yöneticilerin insan kaynakları çalışanlarının motive edeceğim diye cebelleşmesinin nedeni de bu kanundur.

Çevrenizdeki başarılı insanları, özellikle de girişimcileri gözlemleyecek olursanız hiçbirinin ‘keşke biri beni motive etse’ diye gezinmediklerini, zaten ‘içsel motive’ olduklarını görürsünüz.

Dünyayı bugünlere getiren yaratıcı, üretici ve kendilerine yönelik tüm ‘demotive faaliyetlere rağmen’ yılmayan insanlara bakın. Hangi birinin motivasyon gibi bir derdi vardı. Aksine amaçlarının peşinden giderken toplumdan dışlandılar, baskı ve işkence gördüler, hatta öldürüldüler. 

‘En değerli varlık insan’ şarkısı

Collins’in kitabına göre mükemmel liderlerin en önemli özelliklerinden biri şu: “Değişimi yönetmek, çalışanları motive etmek, elemanların şirkete bağlılığını sağlamak gibi şeylerle pek ilgilenmezler.”

Türkiye’de ve dünyada iş dünyası korosunun söylediği “En değerli varlığımız insandır” şarkısı onların repertuvarında bulunmuyor. Çünkü işe başladıkları zaman önce ‘temizlik’ yapıyorlar. Otobüsten yanlış insanları indirip, doğru insanları bindiriyorlar ve onları doğru koltuğa oturtuyorlar. Ondan sonra otobüsü nereye süreceklerine karar veriyorlar. Sonra da “En değerli varlığımız doğru insanlardır” şarkısını söylüyorlar.

Mükemmel liderler ‘mutsuzluk virüsünü’ hayatlarına asla sokmuyorlar. Güçlükleri aşacaklarına dair sonsuz inanç besliyorlar. İşte her yaşta, her meslekte insanda olması gereken özellik, “yapamayacağına değil, yapacağına inanmak”.

Para mutluluk getirir mi?

Peki, motivasyon konusunda en büyük tartışma konularından biri olan ‘para’ gerçekten motive ediyor mu? Collins’in araştırmasında ücret paketleriyle, şirketin iyiden mükemmele dönüşmesi arasında sistematik bir bağlantı bulunmamış. Hatta mükemmel şirketlere en yakın performans gösteren şirketlerle yapılan karşılaştırmada, mükemmel şirketlerdeki yöneticilerin diğerlerinden daha düşük ücret aldığı ortaya çıkmış.

Paranın ‘ne zaman’ motive edebileceği konusunda ise şu sonuç ortaya çıkmış: “Ücret sisteminin amacı yanlış insanların doğru davranmalarını sağlamak değil, öncelikle doğru insanları şirkete kazandırmak, sonra da onları kaybetmemek.” Yani yanlış yerde olan insanlara para verseniz de motive
edemezsiniz. 

Yönetiyorsan motive edersin

Collins’e göre başarılı insanları motive etmenin tek yolu ise ‘başarısızları onların sırtına yüklememek’. Çünkü yanlış insanlar, doğru insanların şirketten ayrılmasına neden oluyor. Eğer bir şirkette ‘çalışanlar yönetiliyorsa’ bunun anlamı ‘çalışanların gereksiz motivasyon harcamalarına ihtiyacı olduğu’.

Collins, “Bir elemanınızı yönetmek ihtiyacı hissettiğiniz an, onu işe alırken yanlışlık yapmışsınız demektir. En iyileri yönetmeye gerek yoktur” diyor. Yani ‘yöneticiliği’ değil ‘liderliği’ yüceltiyor. Yönetmeyi değil, yönlendirmeyi, öğretmeyi ve yol göstermeyi tavsiye ediyor.

Doğru yerlerde doğru insanların çalıştığı şirketlerde yöneticilerin kendilerine sorması gereken sorunun ‘nasıl motive ederiz’ değil, ‘nasıl demotive etmeyiz’ olduğunu söylüyor. Amacı ‘üretmek’ olan insanları alıp, önlerine her türlü engeli çıkarmak, enerjilerini içlerine hapsettirmek amacı kar etmek olan hiçbir ‘akıllı’ şirket için rasyonel bir düşünce tarzı olmamalı. 

Mine KILIÇ (yenibiriş)
mkilic@yenibir.com
www.bilgisayarmuhendisleri.com
Bu makaleyi beğendin mi? Yorumunu Yaz!

Sizden Gelen Yorumlar:

Yorum Yazın

kofmaniac(10.06.2009 13:44:40)
nedense böyle şeyler çok ütopik geliyor türkiye ortamında. collins'in gelip türkiyedeki en başarılı şirketleri incelemesi lazım. para parayı çekiyor. halk bilinçsizce reklamlara kanıyor. çalışanlar parayla çok güzel motive oluyorlar. para hırsıyla öyle güzel çalışıyorlar ki şirketler bu elemanları bile kaybetmekten korkmuyor. bu kriz ortamında elemanını yönetme ihtiyacı hissetmezsin. hissediyorsan bile yapacağın tek şey işi kaybetme ihtimalini ona hatırlatmaktır. holdinglerin ar-ge departmanlarına ne kadar para harcadıkları da muamma. ar-ge ne demek kiç kişi biliyor? markan biliniyorsa bütün sektörlere el at hepsinden alır bizim halkımız. sakın bi sektörde uzmanlaşmayı düşünme. türkiye ortamı için de ben bi kitap yazsam iyi olur =)
%100 %0 %0
Katılıyorum Çekimserim Katılmıyorum



Hasibe(08.06.2009 22:11:32)
Collins, “Bir elemanınızı yönetmek ihtiyacı hissettiğiniz an, onu işe alırken yanlışlık yapmışsınız demektir. En iyileri yönetmeye gerek yoktur” diyor. Yani ‘yöneticiliği’ değil ‘liderliği’ yüceltiyor. Yönetmeyi değil, yönlendirmeyi, öğretmeyi ve yol göstermeyi tavsiye ediyor.
Çok doğru bir tesbit,güzel yazı.
%100 %0 %0
Katılıyorum Çekimserim Katılmıyorum






Copyright© 2001-2008. Bilgisayar Mühendisleri Portalı | Bütün hakları saklıdır.